usiv yazar profili

usiv kapak fotoğrafı
usiv profil fotoğrafı
rozet
karma: 3563 tanım: 707 başlık: 434 takipçi: 17
karma: 3563 tanım: 707 başlık: 434 takipçi: 17

son tanımları


alışkanlık

bir (bkz: abdurrahim karakoç) şiiridir.

bu kirli düzenin düzenbazları
azrail'e rüşvet vermeyi dener;
ölünce dünyanın en kurnazları
torpille cennete girmeyi dener.
devamını gör...

anadolu sevgisi

bir (bkz: abdurrahim karakoç) şiiridir.

sen bizim dağları bilmezsin gülüm,
hele boz dumanlar çekilsin de gör
her haftası bayram, her günü düğün;
hele yaylalara çıkılsın da gör

bilmezsin ovalar nasıldır bizde;
kağnılar yollarda yoncalar dizde...
saydıklarım damla değil denizde,
hele bir ekinler ekilsin de gör

görmedin sen bizim mavi suları,
karlar eriyince kırar yuları...
köpük olur beyaz, sel olur sarı;
hele taştan taşa dökülsün de gör

sen bizim köyleri görmedin ki hiç..
yolları toz, çamur, evleri kerpiç
o kirli kabukta, o en temiz iç;
hele bir yakından bakılsın da gör

anlamaz bilmezsin sen bizim halkı;
sevgiyi bulasın yakına gel ki..
kalıplar gerçeği göstermez belki,
gönül perdeleri sökülsün de gör
devamını gör...

50.yıl hesabı

bir (bkz: abdurrahim karakoç) şiiridir.

bağladım nefsimi zincir yulara
dünyayı duvara astım gel de gör
rahatı huzuru attım kenara
çileyi bağrıma bastım gel de gör

yürüdüm sel oldum, durdum göl oldum
mazluma, mağdura kıvrak dil oldum
zulüm sıcağında serin yel oldum
yürekten yürege estim gel de gör.

sonu hatırladım, ilki duyunca,
kula kul olmadım ömür boyunca!
hakkın zehirini içtim doyunca
batılın balina kustum gel de gör.

ülfetim olmadı iriler ile
ağıla girmedim sürüler ile;
ölümden korkmayan diriler ile
selamı, sabahı kestim gel de gör.

aşk ceylanı emzirince sütünü
taşa çalıp, kırdım benlik putunu
düşmanımdır inkarcının bütünü
allah dostlarıdır dostum gel de gör.

bazı kötülüğü kovdum elimle
bazı kötülüğü yerdim dilimle
gücüm yetmeyince kendi halimle
haksıza buğzettim, küstüm gel de gör.

çıkar için laf davulu çalmadım
hiçbir yerden makam, rutbe almadım
bildimse söyledim, korkak olmadım
bilmediğim yerde sustum gel de gör.
devamını gör...

istanbul düşman istilası altında iken çamlıca'da

bir (bkz: abdulhak hamit tarhan) şiiridir.

hey çamlıca mehtâbı ne olmuş sana öyle?..
küskün duruyorsun.
bir şey kuruyorsun.
seyrinle ıyan et bana, ilhâm ile söyle:
aksetmede âlâm-ı vatandan mı bu halet?..
anlat; bu tahavvül neye etmekte delâlet.
vaktiyle ederken bu havâliyi zılâlin
bir sâha-i nilî.
ey neyyir-i leylî,
matem döküyor arza bugün bedr ü hilâlin
bir şeb ki, zîrinde küsûfun,
seyrangehi olmakda tuyûfun.
mâzîden esip gelmede bir nevha-i vâveyl..
bir âh-ı müebbed.
hangi güneşin mâtemidir zulmetin ey leyl,
ey şi’r-i muakkad
yıldızlar olur bence meâlin gibi nâ-yab
atîde görünmezse o mâzideki mehtâb
olmazdı sabahın da yarın gülmeye meyli
pîşinde bu dîdar-ı mahûfun.
kartallara baktım düşüyorlar yere bi-ta’b;
oldum sanıyordum melekü’l mevt ile hem-hâb.
devamını gör...

gazup bir şair

bir (bkz: abdulhak hamit tarhan) şiiridir.

seneler var ki yazmadım bir şey
bende yok sanma ra'd-ü berk-u sema
hayli demdir hamuş idim amma
feveran oldu, infilak ettim

sanmayın yer katında bir bodurum
açmışım gökyüzünde bir uçurum
ki derununda ben varım ancak

bugün olsam da bir cihan dide
karlar altında nevbaharım ben

yıldırım yağdırır ateş böceğim
haniya bende böyle şeyhuhet?

gazebim geçti, sakinim şimdi
yok canım bir latife ettimdi
mest idim önce, şimdi bihuşum
devamını gör...

elveda diyemedik

bir (bkz: abdulhak hamit tarhan) şiiridir.

yıldızsız bir geceydi
bir dağ çiçeği gibi şimdiden hasretteydim
sürgündüm çok uzaklardaydım,
ve gözlerindi sürgün sebebim..
çok çabuk çekildin hayatımdan
kaderle el eleydin,
bense kederle sarhoş...
yarım kalmıştı hikayemiz
göçmen kuşları gibi gelip geçtin bu şehirden
belkide hayatımdan
duymadın haykırışımı, acılarımı,
benimsin sanmıştım uçtun avuçlarımdan
tutamadım, gitmede diyemedim
olamadın bir yıldızın kayışı kadar hayatımda
zaman çok kısaydı bizim için
yetmedi gözlerimizden yaşı silecek kadar
nede elveda diyebilecek kadar...
devamını gör...

büyük gazi'ye

bir (bkz: abdulhak hamit tarhan) şiiridir.

sen ki hilkat denilen ummanın
en büyük incisisin
o, bu ulvi vatanın talihinin
en güzel yıldızıdır
bir dehaet ki güneşten yüksek
ve semavat ile ünsiyeti var..

sen dururken ona gelmez noksan
kaplıdır toprağı zırhınla senin
hep rehakar değil ey gazi
bu müsellah vatanın sen hem de
ebedi bekçisisin..

bu mesalip–zede cemiyyete sen
yeniden bir vatan ettin ihda
görüyor şevk-i tuluunla senin
yeni bir iyd-i zafer istanbul
kendi asar-ı dehanın belki
sen de hayretçisisin
kainatlarda tecelli buyuran
halik’ın sende o hasiyyeti var...
devamını gör...

bir vaize bir mev'ize

bir (bkz: abdulhak hamit tarhan) şiiridir.

ey beşer çehreli hayvan, heyhat,
ilm ü irfan iledir zevk-l hayât.
onu hiç kullanamazsan nâdân,
neye vermiş sana nutku yezdan?
yoksa zâtınca hayâtın hükmü,
ne olur bizce o zât’ın hükmü?
neye geldin bu cihâna, söyle?
düşünüp durmak için mi böyle?
kimseye fâiden olmaz şunda.
ya niçin mâiden olsun bunda?
maksadın görmedeyim azm-i cinân,
ya niçin eylemedin terk-i cihan?
âhirette arıyorsun her ân,
burada yok mu sanırsın rahman?
nef’-i ukbâyı edersin tafdîl,
buna mâni’ mi teâvün, tahsil?
kisb-i dünyâya bulursun tezyîf,
sana emr eyledi mi şer’-i şerîf?
vatan ü milleti bilmem dersin,
ya niçin kendine âdem dersin?
halk için hubb-i vatan îmândan,
sence şer’î mi değil hubb-i vatan?
neye dersin, o diğer ma’nâdır,
yâni mazmûn-i vatan ukbâdır?
çünkü hep cennete gönlün meyyâl,
ne için gaile-î ehl ü iyâl?
vatani zahiri sevmezsin sen,
ne demek hubb-ı mahall ü mesken?
görürüm hâl ile kaalin medhûl,
sence ahkâm-ı şerîat mechûl.
sun’unu eylemiyorsun teslîm,
bu mudur sence huda’ya tâ’zîm?
iyi halk ettiği şey ukbâda,
böyle va’z etmedesin efrada.
bize hep kahrını ettin izhâr,
bu mudur rahmet-i hakk’ı ikrar?
iyiden hâlî ise rûy-i zemîn,
nasıl ettin iyi şey’i tahmin?
görmesen fark edemezdin kendin,
onu dünyâda görüp öğrendin.
öteden gelmediğin pek derkâr.
ki bunu eyleyemezsin inkâr.
inanır sözlerine mağbûnlar;
hakk’a bühtan mı değildir bunlar?
bir nefes tevbe kılıp abd-i hazîn,
bunca isyanı ede afva karîn.
iyi fark etmez isek nîk ü bedi.
bize eyler mi azâb-î ebedî?
sözlerin hep o azaba dâir,
anladık kahr eder, allah kadir.
sözü yok onda olan gufranın.
yok mudur mağfireti rahman’ın?
azıcık ma’deletinden bahs et,
lûtf ile merhametinden bahs et.
olamaz, sen ne kadar haykırsan,
intikam alması hakk’ın kuldan.
aldırır, gelmek için hak yerine,
birinin sârim dîğer birine.
bil ki hallâk-ı cihan rahmandır,
her ne halk etmiş ise ihsandır.
cümle âsârı güzeldir, hoştur;
âleme boş dediğin pek boştur.
yalınız âbid olaydı inşân.
görülür müydü cihanda ümran?
dediğin yolda gideydi her bâr,
bulunur muydu bugünkü âsâr?
âdem etmezse bina vü i’mâr.
sen ne kâşane bulursun, ne mezar.
bunda har şey’i desem şayandır.
yaradan hakk’sa, yapan insandır.
medeniyyet ne, diyorsun, bilmem;
medeniyyet yaşamaktır, sersem!
hazret-î âdem’i fikr et bârî,
serde var mıydı anın destan?
acebâ var mı imiş herkese sor,
hazret-î nûh zamanında vapor?
o zaman posteki, yaprak giyerek,
meyve yoksa mazı, buğday yiyerek;
galibâ olmadığından çok taş,
ederek dâim ağaçlarla savaş;
toprak altında bütün meskenler,
kılarak tekne ve sallarla sefer;
cezbe-yî cerbezenin müncezibi.
senden örnekler alan zümre gibi,
ba’zı âdetleri ya’nî görenek
nev’-i hayvandan alıp öğrenerek,
bunda imrâr-ı dem eylerler idi;
sonunu onlara kim söyler idi?
bir terakkî ile gitmiş her şey;
ya’ni her âdet ü her söz, her re’y.
sonra bulmuş bu kemâli âlem,
eser-î kudret-i nev’-î âdem.
kim çıkarmış yer içinden ma’den?
neler olmuş, bak, o ma’denlerden!
olamazdı dese bir ehl-i vukuf,
volkan olmazsa maâdin mekşûf.
meselâ saikalar rahmân’ın,
çâre-yî defi fakat inşânın.
siper-î saika, seyyâle-i berk,
hem de keştî-yi havaî bî-fark.
mahv ü îcâd, eser-î azze ve celi.
şübhe yoktur, gelir emriyle ecel.
ya, demir yollara var mı diyecek?
götürür şark ile garba yiyecek.
gerçi kudret’ten eder istimdâd,
kılmış insan dahi çok şey îcâd.
bunlar etseydi de mâzîde zuhur,
kayb olup sonra olaydı mezkûr,
işitince ya inanmazdık biz,
ya onun hepnlnn dardık mu’riz!
bunların cümlesi el’ân meşhûd,
cümlesi tecrübelerden mevcûd.
eser-î gayret-i âdemdir hep
servet ü rahat ü ikbâle sebeb.
sen de islâm’a dilersen hizmet,
sa’y ile gayret ü ikdam öğret.
halka bildirme bu dünyâyı kerih,
ilm ile ma’rifet eyle tenbîh.
sence matlûb değilse rahat,
bize çektirme azâb ü zahmet.
düşünüp ömrümüzün gayetini
nefsinin istememek râhatini,
vatan ü milleti kılmak nisyân,
kendi beytinde bulunmak mihmân,
hep ibâdetle geçip rûz ü şebi,
yine de gayrıdan olmak talebi;
sence meşru’ ise bunlar, pek şâz,
edemez kimse bu emri infaz!
devamını gör...

bir şairin hezeyanı

bir (bkz: abdulhak hamit tarhan) şiiridir.

merhaba ey harap makbereler,
sâfiline küşâde pencereler!
nezdinizde karârı pek severim.
bence hep şi’rdir bu meşcereler,
şu bayırlar, harabeler, dereler.
bu esen rüzgârı pek severim.
bahrdan levhime gelir safvet,
safvet-i lehv o en güzel sanat.
ebrden kalbime iner rikkat,
rikkat-i kalb, o en büyük hikmet.
bu hazan u baharı pek severim.
fikrimi âsmân eder terfi’,
şi’rimi ahterân eder tarsi;
her kim eylerse eylesin teşni’,
bana lâzım değil beyan u bedi!
köydeki çeşmesârı pek severim.
dilemem şeyh u şâbdan irşâd,
encümenden hiç istemem imdâd,
bana üstâd-ı sun’dur üstad,
bunu cehlimden eyle istişhâd.
cehl ile iftiharı pek severim.
servden istikamet öğrendim,
senge baktım metânet öğrendim,
sâyelerden himâyet öğrendim.
âkıbet bir muhabbet öğrendim.
ben bu nakş u nigârı pek severim.
müteharrik çemen belâgatten,
dem urur tâirân fasâhattan,
gonca bir ders açar letâfetten,
beni âgâh eder selâsetten.
reviş-i cûybârı pek severim.
yetişir âsmân önümde kitab,
bana mekteb gelir şu penbe sehâb.
encümen cânişinidir girdâb,
ne hoş urmuş bu merkade mehtâb.
şu gelen ihtiyarı pek severim.
eder ilka hayalime ziynet,
hande ettikçe her seher kudret,
görürüm her tarafta bin ibret,
tek ü tenha önünde ey vahdet,
ettiğim âh ü zârı pek severim.
olmadım sarf u nahve ben âgâh,
gramerden de anlamam billah,
ulemâ benden etsin istikrâh,
hiç vazifemde olamaz, ey hemrâh,
çünkü perverdigâr’ ı pek severim.
batmasın pâyına sakın bu çiçek,
bir melek geldi söyledi gülerek,
burdan sevdiğim güzâr edecek,
ben onun da esiriyim gerçek,
ben o merdüm-şikârı pek severim.
vechi mir’at-ı hüsn-i sirettir,
zülfü meşşate-i tabiattır,
çeşmi hemreng-i sermediyyettir,
o da bir derstir, fazilettir.
severim, yâdgârı pek severim.

(hep yahut hiç, s. 89-91)
devamını gör...

bir sefilenin hasbıhalinden

bir (bkz: abdulhak hamit tarhan) şiiridir.

ne idim ben, ne tabii bir kız
belki sahrada rebii bir kız

en büyük zevkim, ümidim, neşem
kırda seyran idi, her gün, her dem

düşünürken o büyük sahrada
beni halk eyleyeni tenhada

duruyorken hareketsiz, sessiz
yere inmiş göğe benzerdi deniz

aksi tekbir ile dolmuş dereler
secde eylerdi bütün meşcereler

şebi mehtap doğar aynı şafak
her taraf nura olur müstağrak

akıyormuş gibi her suda hayat
yüzüyormuş gibi hep mahlukat

uçacakmış gibi eflake zemin
halden, mazi ile atiden emin

mutmain şevk ile soldan, sağdan
bir şataretle inerdim dağdan.
devamını gör...

sevgilime bir kefen

bir (bkz: ismet özel) şiiridir.

alçak sesle uçuyor üzerimden
saçları kına yakılmış bir kadının mihrâbı
bu gövermiş güz günleri çıldırtır
çileden ve kitaplardan çıkartır insanı
urlar, karınca cesetleri
titreyişlerle örtülür üstüm
merak
bir devrimcinin hazırlığıdır
ve alçacık bir sesle uçar üzerimden
kanser, begonya, ölüm.

beyaz tülbentler camın arkasında
ve çıkarılmış insan gözleri
kırk batman ağırlığında sahici insan gözleri
bağrına taş basan ana
o ananın ölüsünden kalkan toz
ey acılar gardiyanı, ey güz günleri.

bir isyankâr çetecinin yağmuru altında
kendi kavruk güzelliğimi yumrukluyorum
kulunç gibi giriyor öğleden sonraları cumartesinin
umudum
ki hırçın bir hayvandır durmadan
kalgıtır banknotları, miting alanlarını.

ve tarçın kokusu ve yorgunluklarla
oturduğumuz evleri tıkayan
merak
bir devrimcinin hazırlığıdır.

yıkanır bazı bakır dövücüleri çarşılarda
şakırtılarla sürüklenir bazlama açan kadınlar
dibeklerinde inatlarını döven
hınzır umutlarını döven kadınlar şakırtılarla.

benim harcım değil bir yâr sevmek gizliden
her yanım bin türlü merakla dolanmakta
o loş buhur kokuları, analarımız
aşererken toprak yiyen analarımız
yüreğimin palamarlarını çözüyor aya karşı
gökçe sancım zonkluyor bileklerimde
zonkluyor talaşlar, talaşlar
şakağıma vuran balyozun talaşları.

ismet özel

1965
devamını gör...

kan kalesi

bir (bkz: ismet özel) şiiridir.

elbet bir hinlik vardım seni sevişimde
ey kanıma çakıllar karıştıran isyan
saçlarıma bin küsur yalnızlığı takıp girdiğim şehre
insan varlığımızdan tuhaf tohumlar bıraksın
günü geçmiş bir gazete, toprak bir çanak
bir daha gelmem belki diye bir not bakır maşrapanın yanında
şeytanlar da yürür benimle herhal ıslık çaldığım için
bir şahan tüylerini döker arımsıra
artık bırakılmaktan yapılma bir adam sayılırım
böğrümde kambur çocuklardan bir payanda.

gizemli bir dehliz gibi şehri dolaşıyorum
sıkıca tutuyorum kendimi şehre karışmaktan alıkoymaya
her yerimde urlar çıkıyor, biraz kürt, biraz köylü, biraz makina
kangren oluyorum bahar geldiği için
urlarımı kesiyorum kör bir usturayla
ama kopmuyor onlar ve bana şehri dolaştırıyor
bırakabileceğim herşeyi bıraktırıyor bana
kızlardan geçilmiyor köprüler, ayak bileklerime dek
yükseliyor kız tortuları
tülbentlerden kanı süzülürken körpe yavruların
bir bazı şeyler bulmalı yüzümüze tebelleş olan bu korkuya
- avluya çık
- avluya kara bir şey bırakılmış
(bir bomba)

kulaklarımız alışmıştı tıpırtısına yağmurun
şehre sıkıntının rahatlığı basmadan giriyorduk
filimler üç günde bir değişiyordu
bense ikircikliydim ama korkmuyordum
polis olan babamla tatil arasında uçuşup duruyordum durmadan
urlarım yoktu, suçum yoktu
ve beyaz kuşlar kalkardı anamın hırkasından
şehre karışmayan bir dehliz değildim
sevinçle kovalıyordum kendimi
bunları ansımak başımı döndürüyor bazan
elbet bir hinlik vardır seni sevişimde
ey kanıma çakıllar karıştıran isyan.

azan bir hevestir artık tanyeri
söküp gövdesinde bir cehennem parçalamak ister insan
şehrin defterini dürüp uzanmak ister yanına
üstümüzü kuş sesinden bir lekeyle örtmeli
umudumuzu kapamaya gelen makinaları
bütün çirkefini şehrin çarptırıp aşkımıza
solumak gece
terlemek gece
gece çarşaflara...
açıklanacak, belletilecek olan belki
milat öncesi ve sonrası lakırdıları
karışık banka hesapları, navlun
yani öylesine açık değil pek
hatta
- şehir mi, değil mi burası -
kötürüm bir kurt çantamı karıştırıyor
neden karıştırıyor, ne hakla
direnmeler, erzurumlar, kalfalar
gecenin ipini koparan gece safaları
- var mısın yok yere ağlamaya… ki bir sis
yanık bırakılmış bir fısıltı
şehri sarıyor, bir dehliz olan bana ulaşamıyor ama
herkesin içinde iğdiş bir bahar
bacakları eriyor memurların, evkızlarının
ve saat 24 vardiyasının işçileri
inmiyorlar ocaklarına.

yufka mıdır
yufka mıdır benim bakışım dünyaya
ki acılarıyla başlatırım insanları
derimi yalayarak geçen mevsim
beni alır şehirden yıpranmış bakışlarla
her askere gidenin, her tören yorgunun
kondurur kemerinin kaşına.
böylece ben, o küskün, o karışmayan dehliz
koca bir tomruğu yüklenirim arkadaşlarla
koca bir tomruğu kaldırıp kaldırıp
kümbetlere, bitkinliğin bordasına...

kanın çığrından çıktığı saattir bu
memelerini bana sıkıca bastırdığın
hercai bir yürek somurtkan kepenklerin ardında
şehri acıtan çocukluğumuza değdikçe
biz seviştikçe bizi acıtan
kukumav kuşları, manilerle dolu bir yatak
zaç yağı şişeleri kocaman.

sen şimdi sevincimin akranısın
ey kanıma çakıllar karıştıran isyan
doğrusu seni toprağı eller gibi sevdim
yaralarımı onduranımsın
yatağımı hiç boş bırakmayan...
yüzümü ellerimle yine kapayayım mı?
bekçi karısının belaltını mı anlatayım insanlara
yoksa onlara bilinmez bir toprak mı adayayım
değil
partizanlığım dalaşmak istiyor anla
bu sarsak hırgürüyle dünyanın
dalaşmak dalaşmak dalaşmak
böylece aşk akranım oluyor benim
ey bayırdan ve yokuştan uzaklara
ey çırpınan bir geyiktir memelerin
kanın ısırgan otları gibi aklımda.

ismet özel

1966
devamını gör...

kalk düğüne gidelim

bir (bkz: ismet özel)şiiridir.

sarardın üzüntüden, üç gün ağladın
baktım gözlerine sıçramış halkın gözleri
incesin
bardakta bir karanfile benzemiyor inceliğin
serçeler sekmiyor hayır, dudaklarında
ham demirden bir çanakta dövülmüş otlar olur
ısınmış taşlar olur yazları geceleyin
sazlar
kanımda çiçek dağı'nı vurur
doldurur öylece göz yerlerimi inceliğin

tenimde iz bırakmış kar kokusu
terli, muğlak adamların hevesleriyle
harman edilmiş tenim
sevinçler artırmışım çiçekli
ve çiçeksiz bütün dağlardan.
sarhoşken bağrıma akıtılan yıldızlar
özümü çekip ayırmış avuntulardan.
şimdi sana bakıyorum, kalabalık gözlerin
ağlamasan bizi utandıracak sanki dünya
valentina tereşkova
ve çekik gözlü kadın komandolar
çünkü üç gün beslendiler senin gözyaşlarınla.

sen ağlarken azığımız çoğaldı
elledik halkın ağrılarını cesurca
ağlamasan
kök inatla kavramıyor toprağı
boş umutlar içinde pervasız büyüyor kir
ağlıyorsun ihanete karşı şavkıyor pıçak
bir pıçak ki sevgilim, sürmene işidir.

bir şehrin uzak semtleri gibi gözlerin
üzgün, kara, ayaklanmaya hazır
ben yaralar kuşanıp katılırım onlara
onlara katılırım yedek mermi ve şarkılar alarak
seni alırım sonra her bir yanım çağıldar
bir oyuna kalkarız sıkılmış yumruklarla
yazarız duvarlara fırtınalı yazılar.
bir gün burda, bu kalktığımız yerde
kendini yaşamakla taşıran bir güneş kabarcığı
zonklayan bir atardamar olduğu anlaşılır
el tutuşmuş çocuklar ki o zaman
senin gözyaşlarını heyecanla kapışır.

ismet özel

1969
devamını gör...

yorgun

bir a. hicri izgören şiiridir.

ne zaman dağılsa sesim
şakağıma dayardın gözlerini

oysa adınla başlamak istedim bu akşama
istedim ki bir ayrılıkta bitmesin buruk
günlerdir bir tek dize düşüremedim
bu kaçıncı sürgünüm bütün renklerimi götürdün

kanayan bir öyküdür içimizdeki bozgun
hergün yeni bir hüznü takıp koluna
bütün saatleri acıya kuruyor sanki
şarkıların hüzzam makamındayız
kanıyoruz göçebe yollarda yılkı atlar
bir acı kahve hatrını unuttuk
her köşe başında bir maskara

tuzun ve şarabın tadı değişti
nasılsa eskidi yüzün -değişmedi gözlerin-
alevler yakmıyor artık inceltmiyor buzları
üstümüzde sağır ve dilsiz bir gökyüzü
her şey ayrıksı sanki bulutlar paslanacak
işte solan bozkır akşam ve zaman
sessizlik -sensizlik daha ne kadar
-aşksa aşk işte nabzım-
bütün sağnaklarını yağdır haydi yağdır
ister bir cehennem aç ister bir mayıs getir
her vurguna hazırım nasılsa her şey pusuda gibi

bu bungun akşama yazdırarak adını
dal gibi serin yine gözlerin
devamını gör...

uzak

bir a.hicri izgören şiiridir.

herkesin bir yağmuru vardır ve bir rüzgârı
aşk biraz ıslanmaktır
al götür beni o uzak yağmurlara

herkesin bir şiiri vardır ve bir şarkısı
aşk biraz çoğalmaktır
al götür beni o uzak şarkılara

herkesin bir akşamı vardır ve bir masalı
aşk biraz yorulmaktır
al götür beni o uzak akşamlara
devamını gör...

suskun

bir a. hicri izgören şiiridir.

susardın ve kar yağardı

gözlerinde başlardı gece
yarım kalmış kitaplarda biterdi.
alnımızda bilenen kör bir bıçaktı zaman
kırılmış aynalardı

susardın, durmadan susardın
ve kar yağardı

ocak ağaran saçlarımdı
şubat hayırsız bir evlattı, kaçaktı
ve uzaktı yaz bir anaydı
mart'ın izlerini taşırım bedenimde
aynı masalın ikizleri gibiydi günler
nisan saçlarımda ıslanırdı hep

susardın, durmadan susardın
ve yağmurlar başlardı

çok bekletti bizi,
hiç vaktinde gelmedi mayıs
haziran aram'dı ya da öyle biriydi
temmuz bir düştü belki

yaraları sarar gibiydi
ağustos yıldızlarla basardı gecemizi
bir gül suçüstü yakalanırdı
eylül bir çocuğun çığlıklarıydı

susardın, durmadan susardın
ve rüzgârlar başlardı

yolunu yitirmiş bir gezgin gibiydi ekim
sürgünlere uğurlardık kendimizi
kalan mı bizdik, giden mi
bilinmezdi
kasım rüzgârda bir yapraktı
ve biraz ıtri
kendi sesiyle irkilirdi
aralık günlerin son neferi

soluk bir düş geçse de
hiçbir mevsim gözlerin kadar
acımasız kullanmadı neşteri

susardın ve kar yağardı
devamını gör...

orda bir köy yok uzakta

bir a.hicri izgören şiiridir.

düşlerimi kanatıyor her gece
dudaklarında donmuş gülümsemesi
o muhacir evde asılı duruyor hâlâ
yitirilmiş bir arkadaş sureti

anılar mı yakın bana acı mıdır en eski
bir sağnak yıkasa yaralarımı belki
yumuşayacak gecenin mimikleri ağrılarım dinecek
ya da korunak olacak karanlığın kendisi

hava su ve toprak kirlendi artık
tuz ve ekmeğe karışıyor yüksek gerilim
yeryüzünün bütün koordinatları
barınacak bir yer arıyor
haritadan silindi yüreğimin meskûn yerleri
her gün kütüklerden aşklar düşüyor hayat
artık "ölü sayısı..." belirliyor gündemi
devamını gör...

kod adı aşk

bir a. hicri izgören şiiridir.

bir istisnayım artık kuralı bozuyorum

mışlı geçmiş bir şark çıbanıyım
şimdi yaşamın yüzünde sızlıyor izim

gündemde ilave tedbirler var, infaz bildirileri
ecelimi bir hamaylı gibi boynumda taşıyorum
potansiyel suçluyum, yasa da ceza da benim

lanetlidir artık gözlerine mil çekmiş
kurşun damlaları akıtmış kulaklarına
kösnül kasıklarında yalaz, üstü başı kan
şimdi isterik bir orospuyu oynuyor zaman

bütün kapılara ayrılığın suretini astılar
derme-çatma aşklar onarmaktan bitkinim
dün erkendi, yarın gecikmiş sayılırım
bir parça uçurum alıyorum terkime
kutsuyorum yolları bir iklim bulmak için

bozdum tüm oyunları şimdi satırbaşıyım
sıcak uzun yazlardan, kış uykulardan
sustukça derinleşen büyüyü bozdum
karlar içinde yorgun bir selam gibi
vakitsiz ve davetsiz giriyorum gecene
gözlerinin sıcağına konuk et beni

sonunda öğrendim konuşmayı, yürümeyi öğrendim
geçtiğim tüm köprüleri yaktım, dönüş yok
yollarla artık uğraklarla anlatırım kendimi
içime akmıyor kanım, yaramı sevdim
tazeleyin çoban ateşlerini ey ateş ustaları
kavallarınıza yeni delikler açın
emzirin sığınaklarımı uyak bulsun koyaklar

yeni bir sayfa açtım işte ömrümü çiziyorum
sensiz hiçbir şeyin hükmü yok benim için
ölüm durmadan tazelese de hünerini
yeni bir sayfa açtım kanımla yazıyorum artık
kod adım aşk'tır
ömrüm bu uzun hecenin ömrüne kayıtlıdır
çünkü miladı yoktur kod adı aşk olanın
ateşten gömlek giymiş bir şiirdir ülkesi
devamını gör...

kılıç artığı po-etikler

bir a. hicri izgören şiiridir.

ı
masallarımız aynı düşlerimiz bir
aynı ateşin yaktığı ağıtlardan geliyoruz
kentin en uzak köşeleri
hüznün ele verecek seni
öyle mahzun bakma çocuk
"devletin ve milletin bekası" zedelenir

orda aşka yardım ve yataklıktan
sabıkalıdır şiir

ıı
acı ata yadigârıdır
bin yıllık bir tarihi var
beni bana kırdırır
kehribar bir tespih gibi
çek çek bitmez
kimi zaman yaşayıp yaşamamak
birbirine eşittir

orda zembereksiz bir saat
kırık bir keman gibidir şiir

ııı
hüznü bir bohça gibi vurup sırtına
söyle hangi acısıydın viran evlerin
kanlı bir mendil kaldı geride
serin bir su yavru bir kuş gibiydi
meçhulümüzdür nasıl bir ölüme gelin gittiği

o mendilin kokusunda
kanın dördüncü halidir şiir

ıv
maskeler atılmış roller ve replikler
derin bir uykuya dalmıştır
bir şarkıda ağlarken
bir çiçeği sularken
onlarla konuşur görürsem seni

demektir
şiir yeni çığlıklara hazırlıyor kendini


v
hepsi de yaralı bir cerenin resmidir
açılırsa bir sayfası unutulmuş defterin
orda herkes kendi payına düşen
bir yangınla karşılaşacak
ve görülecek
kaç kadın ezilmiş ayak altında
o canavar evlerin

de ki
o defterin dipnotlarıdır düşünde düş görür şiir


piyasa şartları nedir
istatistik yasaları ne söyler bilmem ama
bir avuntu bulunur her zaman
peşin fiyatına taksitle
biraz etik estetik
biraz kolesterol biraz turnusol
vazife ulufe biraz felsefe
bunca havar hiç rayting yapmıyor demek
vatanperver bir münevver olarak
sizin bu konuda bakışınız kaç amper

belki de
turnusolün sudaki rengidir şiir

vıı
daha yirmi dört saat
hayati tehlikesi var diyor doktor
durmadan morfin yapıyorlar
kurtulsa da izi kalırmış
yüreğini ezmiş aklının paletleri

bir saatin tik-taklarıdır orda
beşinci mevsimin adıdır şiir

vııı
biz mi taşırız aşkları
aşklar mı bizi
şimdi hangi kentte
yağdığını unuttuğum bir yağmur
ertelenmiş bir aşkın saçlarını yıkıyor

o günden beri
öznesi yaralıdır şiirin



ıx
orda yıldızlar daha parlaktır
aynalar daha ayna
yaşamaya başladığın an
biraz daha koyulaşır ağaçların yeşili

orası
şiirin kendini göndere çektiği yerdir


x
sensiz paslı bir çivi gibi duruyorum
bir duvarın yüzünde
ateşe ve rüzgâra dair bir dize kuşan
bu geceyi teslim al
bir selam uçur bana
hâlâ bir sabah serinliği ise adresim

insana dair her çığlık
de ki şiirdir biraz
devamını gör...

hüsran sokağı

bir a.hicri izgören şiiridir.

sonunda ketum bir tarihe göçebe oldum
adressiz kaldım bu yüzden bir rüzgâr gibi
takıldım hiç büyümemiş bir çocuğun ardına
vizem yok kimliğim sahte yollar mayın döşeli

bir ömürde kaç sokak izi kalır geriye
saçlarımın ıslaklığından anlıyorum
orda bir çocukluğun yağmuruna varılır
yarpuz kokusu uğurlar sizi görmezsiniz
her sokak aslında bir patikadır

yüzümde bir yama gibi duruyor zaman
bütün aşkların kan grubu aynı olsa da
ayrıdır çıkmazları son sözleri farklı
gözlerinin rengine uymaz intiharları

zaten hep gönüllüydü yanlışı yazgısına bulaştı
küçük sevinçlerin büyük kederlerin sahibi
güneşsiz bir gölge kansız bir yara oldu
hüsran sokağında bir aşk daha vurdu kendini
devamını gör...
devamı...
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.