ucemak yazar profili

ucemak kapak fotoğrafı
ucemak profil fotoğrafı
rozet
karma: 35832 tanım: 6227 başlık: 1231 takipçi: 237
ucemak (arşivci)
karma: 35832 tanım: 6227 başlık: 1231 takipçi: 237

son tanımları


melo

güzel tanımlar yazan yazar arkadaşımız.

hoş gelmiş, sefalar getirmiş.

nice güzel tanımlara...
devamını gör...

hayvanterli

mahlasıyla gülümseten, tanımlarıyla da gülümseten, kahkaha attıran; çoğu zaman tanımlarına hak verdiğim yazar arkadaşımızdır.

nice güzel tanımlara...
devamını gör...

yazarların whatsapp’tan attığı son mesaj

"haa tamam abi".

arkadaşımla bir konu üzerine konuşurken bana, konuyu anladığını belirten bu mesajı atmıştı.


tanım: en son aldığımız whatsapp mesajını paylaştığımız başlık.
devamını gör...

fal

hakkında söylenenlere inanmadığım ve inanmayacağım, hurafe olarak nitelendirdiğim şeydir.

tamam ben hurafe diyorum, bazı insanlar hurafe diyor ama maalesef hurafe demekle bitmiyor ki.

bu işi profesyonel olarak yapanlar var yahu.

insanlar ciddi ciddi fal bakmak için, kahve telvesinin oluşturduğu saçma sapan şekillerden gelecek yorumu yapmak için kafeler, ofisler açıyor.

işin kötüsü binlerce hatta belki de on binlerce insan bunlara inanıp bu tür mekanlara fal baktırmaya gidiyor.

bir de bu yerlere ve bu işi yapan insanlara tonla para veriyor.

ya arkadaşım, hadi tamam o seni belki psikolojik olarak rahatlatıyor, belki keyif veriyor belki de umut veriyor olabilir ama ne bileyim gidip de o yerlere para vermeye değer mi. o parayla neler neler yapılır...

mesela fal bakan mobil uygulamalar var, falaaddin gibi, binnaz abla gibi.

yalan yok, bir ara ben de inandım bu hurafeye ama gidip de saçma sapan mekanlara tonla para vermedim.

attım falaaddin amcaya, o bana söyledi bir şeyler ben de okudum onun söylediklerini. inandım mı? hayır. ama buna vakit harcadım, kahveyi yapması, telvenin soğuması, falın resmini çekip göndermesi falan derken tonla zamanım gitti.

neden yaptım bilmiyorum, muhtemelen gençlik heyecanı falan sebep oldu bu saçmalıkla uğraşmama, şimdi olsam yapmazdım mesela. zamanın ne kadar değerli olduğunu anladım çünkü.

neyse sevgili yazarlar, genç bir kardeşiniz olarak size tavsiyem: kahvenizi yapın, keyifle yudumlayın ama bu tür saçmalıklara inanmayın, vakit harcamayın. kahve telvesinden gelecek umudu beklemeyin, ya alın yüzünüze maske falan yapın ya da direkt çöpe dökün.

zaman ve para çok değerli; zaman geri gelmiyor, para da kolay kazanılmıyor bu sebeple ikisi de gereksiz şeylere harcanmamalı.
devamını gör...

bkm kitap

çok kısa bir süre önce mobil uygulamasını gelen şikayetler doğrultusunda düzelterek çok doğru bir iş yapmış olan kitap satış mağazasıdır.

hem internet üzerinde hem de fiziksel ortamda kitap satıyorlar.

4 adet fiziksel mağazaları var. hepsi de bursa sınırları içerisinde.

biri fatih sultan mehmet bulvarı'nda, biri istanbul caddesi'nde, biri sönmez iş merkezi içinde biri de özlüce'de. özlüce'deki şubeleri, avrupa'nın en büyük kitabevi unvanını elinde bulunduruyor.

neyse bu kadar bilgilendirme yeter, şimdi gelelim benim yorumuma:

dediğim gibi kısa bir süre önce mobil uygulamalarını yenilediler ve daha rahat bir kullanım sundular. öncesinde gerçekten rezil bir mobil uygulamaları vardı, her yer her yerdeydi ve gerçekten kullanımı oldukça zordu.

ara ara güzel kampanyalar yapıyorlar ve birçok kitabı oldukça uygun fiyatlara satın alabiliyorsunuz. tabii ki ucuz kitap alacağım diye yayınevine bakmayı da ihmal etmeyin bence, her yayınevi aynı kalitede kitap sunmuyor çünkü.

ayrıca 30 tl ve üzeri kargo bedavaydı sanırsam, bu da kitap alırken gereksiz yere kargo parası vermenizin önüne geçiyor.

lakin şöyle bir sorunları var: ürünün stoklarda olup olmadığını göremiyorsunuz. atıyorum mobil uygulamadan veya internet mağazalarından sipariş verdiniz ve ürünlerden birinin stoklarda var olup olmadığını bilmiyorsunuz, ürünlerin hepsi toplu olarak elinize ulaştırıldığı için o ürünün tedarik edilmesini beklemeniz gerekiyor. bu da gerçekten zaman kaybına neden oluyor. ayrıca bu stok mevzusunu da ancak müşteri hizmetlerini arayarak öğrenebiliyorsunuz, başka yolu yok. onlar sizi aramıyor yani...
devamını gör...

kahve

içmesini de yapmasını da çok sevdiğim, ilk hali çekirdek biçiminde olan daha sonra çeşitli biçimlerde öğütülerek ve kavrularak toz haline veya başka kıvamlara getirilen, içeceği ile meşhur olan bitkidir.

benim en çok sevdiğim kahve çeşidi türk kahvesi ve filtre kahvedir.

daha önceki türk kahvesi tanımımda yazmıştım ama yine de yazmak istiyorum tekrardan: türk kahvesi yapılış tarzından dolayı "türk kahvesi" adını almıştır, türkiye'de yetiştiğinden dolayı değil.

dünyada sıcak ülkelerin bazılarında yetişen, yetiştirilmesi hiç de kolay olmayan bir bitkidir kahve.

hatta kahvenin ekiminde, toplanmasında çalışan insanların çoğu köle gibi çalıştırılırlar. kahvenin ekiminde, toplanmasında görev alan birçok insan kahvenin tadını bile bilmez...

etiyopya, ekvador, brezilya, kenya gibi ülkeler dünyada başlıca kahve yetiştirilen ülkelerdir.

türk kahvesinin hangi çekirdekten yapıldığını bilmiyorum, belki de farklı farklı çekirdekler kullanılıyordur...

filtre kahve için konuşmam gerekirse şu ana kadar etiyopya filtre kahve, brezilya filtre kahve ve kolombiya filtre kahve içtim.

bu üçünden en sevdiğim ise brezilya filtre kahvesi oldu.

türk kahvesi olarak ise yine birkaç alternatif denedim ama en sevdiğim artuk bey'in türk kahvesi oldu.

tabii ki her yiyecek ve içecek gibi kahve de damak tadına göre seçilmeli.

ben o kahveyi severim başkası başka bir kahveyi sever, mühim olan kendi damak tadımıza uygun olanı bulmak.
devamını gör...

türk kahvesi

filtre kahve gibi yapmasını da içmesini de çok ama çok sevdiğim kahvedir.

şunu da eklemeden geçmek istemiyorum açıkçası: türk kahvesi türkiye’de üretildiği için ‘’türk kahvesi’’ adını almamış, yapılış tarzından dolayı ‘’türk kahvesi’’ ismini almış.

şimdi efendim her kahvenin tadı tabii ki aynı olmuyor, galiba çekirdek özelliklerine bağlı bu durum. neyse ben o kadar anlama çekirdekmiş, aromaymış falan ama illaki bir damak tadımız da var. her kahve aynı tadı bırakmıyor her insanda olduğu gibi bende de…

şu yaşıma kadar çok fazla türk kahvesi markası denemedim açıkçası ama denediklerim için yapacağım yorumlar şöyle:

kurukahveci mehmet efendi’nin mağazalarından aldığım kahvenin tadı bence gayet güzel lakin biraz acımsı bir tadı var. belki de benim yapma tarzımdan dolayı oluyor diyeceğim ama diğer kahveleri de aynı şekilde yapıyorum ve bu kadar acı olmuyor.

yine kurukahveci mehmet efendi’ye ait paketli türk kahvesi ise taze olmadığı için bence oldukça kötü bir tada sahip. acımsılığı var ancak mevzu acı olup olmaması değil, tadı. çok değişik bir tadı var.

kahve dünyası’nın paketli türk kahvesi ise kurukahveci mehmet efendi’nin paketli türk kahvesine oranla daha güzel bir tada sahip ancak tabii ki taze çekilmiş türk kahvesi gibi değil.

şimdi gelelim en sevdiğim türk kahvesine. artuk bey kahve kuruyemiş mağazalarının türk kahvesi benim en sevdiğim türk kahvesidir. tadı da içimi de oldukça yumuşak ve mağazalarından direkt gözünüzün önünde taze taze çekiyorlar aynı kurukahveci mehmet efendi gibi. ama tadı dediğim gibi kurukahveci mehmet efendi’nin kahvesine oranla çok daha yumuşak ve lezzetli.

neyse bu kadar yorumlama, vedat milor’luk yeter. biraz da yapılışını anlatayım.

malzemeler:

iki çay kaşığı türk kahvesi
bir buçuk kahve fincanı ılık veya soğuk su
isteğe bağlı olarak şeker veya tatlandırıcı


yapılışı:

öncelikle cezvemize iki çay kaşığı kahvemizi koyuyoruz.

ardından soğuk veya ılık suyu ekliyoruz. burası çok önemli sevgili yazarlar. su sıcak olmamalı kesinlikle.

ardından eğer kullanıyorsak şeker veya tatlandırıcıyı ekliyoruz. burası da çok önemli. önce kahve, sonra su ve en sonda da şeker veya tatlandırıcı. bu sıralamayı tük kahvesi yaparken aklınızdan çıkarmayın.

daha sonra bu malzemeleri türk kahvesi suyun içinde eriyinceye kadar karıştırıyoruz ve ocağın üstüne koyuyoruz. yani ocağın üstüne koymadan önce de karıştırmamız gerekiyor hem de iyice.

ocağın üstüne koyduktan sonra da bir dakika kadar karıştırıyoruz ve kahvemizin pişmesini bekliyoruz.

kahvemiz taşmaya başlayınca köpüğünü bardağımıza koyuyoruz. daha saonra bir taşma daha olunca bardağımızın yarısına kadarını dolduruyoruz ve yine pilmeye bırakıyoruz. yine taşına bu sefer kalan tüm kahveyi bardağımıza boşaltıyoruz.

kahvemiz hazır.

afiyet olsun.
devamını gör...

listerine

sadece birkaç defa kullandığım ve hem kötü tadı hem de zararları sebebiyle kullanmayı bıraktığım ağız bakım sularının üreticisidir.

aslında en doğrusu bu ağız bakım sularının hiçbirini kullanmamaktır çünkü bu tür suların ağız ve diş sağlığına oldukça zararları vardır. tabii ki bu zararlarının yanında illaki birkaç tane de faydası vardır en azından pratiklik açısından işlerimizi kolaylaştırmaktadır.

önce faydalarına bakalım:

-bu tür ağız bakım suları diş fırçalamaya zamanınız olmadığı anlarda pratik bir kurtarıcıdır.

-diş macununa oranla ağızda daha ferahlatıcı bir his bırakır ve kötü kokuları kısa süreliğine de olsa önler.

- içeriğinde bulunan sorbitol isimli madde hem tatlandırıcı içererek ağızda güzel bir tat bırakır hem de tartar oluşumunu önler.

-içeriğinde bulunan bir diğer madde olan okaliptüs yağı ağızdaki kötü kokuları giderici özelliğe sahiptir.

açıkçası bunlardan başka bir faydasını bulamadım araştırmalarımda, eğer bulursam editlerim.

şimdi de zararlarına bakalım:

-içeriğinde bulunan alkol, ağızdaki mukozanın yıkımını sağlar. ağızdaki ve boğazdaki ph değişikliğine izin verir bu durum da kanser riski oluşturabilir.

-içeriğindeki sorbitol, yutulması halinde ishale neden olur.

-içeriğindeki benzoik asit, astım, burun iltihabı gibi sağlık sorunlarına neden olabilir.

-içeriğindeki sodyum sakarin isimli maddenin kullanımı, hayvanlarda meme kanserine yol açması sebebiyle yasaklanmıştır. kanserojen bir maddedir.

bu tür ürünler bunun gibi nice sorunlara yol açabilmektedir.

ha şimdi diyeceksiniz ki diş macunları sanki çok doğal. evet haklısınız maalesef o da çok doğal değil ama en azından su ile yıkandığında büyük bir çoğunluğu ağızdan uzaklaşıyor ve zarar verme riski azalıyor.

bu ağız bakım suları ise uzun bir süre ağızda kaldığı için diş macunundan daha fazla risk teşkil ediyor.


kaynak.
devamını gör...

bir şehir bir kütüphane

benim yazmak istediğim kütüphane ''beyazıt devlet kütüphanesi''.

bu bina ile bayezit camii ve tarihi sahaflar çarşısı yakınında 1884 yılından beri hizmet veren beyazıt devlet kütüphanesi, türkiye'de devlet eliyle kurulan ve oluşum şartları bütün ayrıntılarıyla bilinen ilk kütüphanedir.

kütüphane binası olarak kullanılmak üzere bayezid camii külliyesi imaretinin bir bölümünün tamir edilip kullanılmasına karar verilmiştir, bu karara devrin maarif nazırı mustafa nuri paşa, sadrazam mehmed said paşa ve padişah ıı. abdülhamit öncülük etmiştir.

bu binanın düzenlemelerinden sorumlu olarak mekteb-i mülkiye (ankara üniversitesi siyasal bilgiler fakültesi) binasını da yapan ohannes kalfa görevlendirilmiştir.

bu kütüphanenin binası aslında 2. beyazıt döneminde , 1501-1506 yılları arasında inşa edilmiş, daha sonra 1884 yılında ''kütüphane-i umum-i osmani'' ismiyle maarif nezaretine (milli eğitim bakanlığı) bağlı olarak hizmete açılmış.

açılıştan sonra kütüphanenin boş raflarına osmanlı dönemi'nin ilk vakanüvisi (resmi tarih yazıcısı) naima tarafından yazılmış olan ''naima tarihi'' eserinin ciltleri konulmuş, daha sonra çeşitli yollarla (toplama, bağış gibi) kütüphanenin eline geçen kitaplar bu güzel kütüphaneye yerleştirilmiştir.

bu kütüphanenin başına atanan ilk yönetici ise tahsin efendi'dir.

kütüphane, ilk yıllarında büyük ilgi görmüş hatta saray mensupları bile cuma namazı çıkışlarında kendilerine ayrılmış olan oturma yerlerinde okuma etkinlikleri yapmışlardır.

bu kütüphane, cumhuriyet döneminde ''bayezid umumi kütüphanesi'' olarak hizmete devam etmiştir.

daha sonra 1869 yılında kütüphaneye müdür olarak atanan ismail saip efendi döneminde kütüphaneyi fare basması sonucu kütüphanede birçok kedi beslenmiştir. aynı zamanda yine ismail saip efendi'nin bir kedi meraklısı olması sebebiyle onun döneminde beyazıt devlet kütüphanesi ''kedili kütüphane'' olarak anılmıştır.

beyazı devlet kütüphanesi, 1942 yılında kütüphaneye 2 adet 48 gözlü fiş dolabının yaptırılması ile ülkede modern fiş ve kataloglama usulünün uygulandığı ilk kütüphane olmuştur.


görsel

görsel




kaynak.
devamını gör...

filtre kahve

yapmasını da içmesini de çok sevdiğim içecektir. sütlü veya sütsüz, şuruplu veya şurupsuz olarak yapılabilir. kendi adıma konuşacak olursam daha önce sütlüsünü de içtim sadesini de ancak şuruplusunu hiç içmedim.

sütlü filtre kahve mi yoksa sütsüz filtre kahveyi mi tercih edersin derseniz kesinlikle sütsüz, şekersiz filtre kahve derim.

sütlüsü veya şekerlisi damak tadıma pek uygun değil benim.

bir de mesela bu filtre kahvelerin yetiştiği ülkelere göre aromaları, tatları var. ben açıkçası bu aroma vs. işlerinden anlamıyorum ama brezilya kahvesi çok hoşuma gidiyor.

hatta marka da vereyim : ferro brezilya filtre kahve.

bu kahveyi de yeni keşfettim açıkçası, diğer filtre kahvelere oranla daha ekonomik hem de.

tadı nasıl diye soracak olursanız bence oldukça yumuşak bir tadı var, aromasını falan bilmiyorum ama.

daha önceleri kurukahveci mehmet efendi'nin kolombiya, brezilya ve etiyopya filtre kahvelerini denedim ancak pek hoşuma gitmedi onlar.

kolombiya oldukça sertti, brezilya'nın ise kömür gibi bir tadı vardı. etiyopya'yı ise neden sevmediğimi tam bilemiyorum ama sevemedim işte.

bunlara ek olarak artuk bey'in filtre kahvesini denedim. o bence fena değildi ama bir paketi 40 tl olduğu için maalesef devamlı içemedim.

tchibo'nun gold selection'ununu da denedim, o da yine fena değildi ancak biraz sertti.

bir de bazı zincir yerlerde filtre kahveler içtim starbucks, mcdonald's, kfc gibi yerlerde yani.

bilmiyorum artık damak tadım mı çok farklı yoksa kahvelerde mi bir sorun var ama bu üç yerden içtiğim kahvelerin hiç birini de beğenmedim. kfc ve mc donald's kahvelerine pek bir lafım yok çünkü burada satılan kahveler 1-2 liralık kahveler, bu sebeple pek bir şey beklememek lazım. benim gibi öğrenciler için buradaki kahveler.

ama starbucks, ayıptır be kardeşim. 10 lira para alıyorsun küçücük kahveden ve kömür gibi kahve veriyorsun millete.

bu sebeple zaten pek uğramadığım daha doğrusu uğrayamadığım starbucks'a da artık uğramama yemini ettim.

neyse bu kadar vedat milor'luk yeter. biraz da kahveyi nasıl yaptığımı söyleyeyim.

ha bu arada şunu da söylemeden geçmek istemiyorum, bana filtre kahve yapmayı sayın peneus öğretti. bu platformda kendisinden filtre kahve yapmayı öğrenene kadar hep yanlış yapıyordum kahveyi.


şimdi gelelim tarife:

not: bu tarif, 600 mililitrelik french press için geçerlidir.

malzemeler:

1 büyük demlik sıcak su

2 çorba kaşığı filtre kahve (bu miktarı isteğe bağlı olarak artırabilir veya azaltabilirsiniz ama ben bu ölçüde yapıyorum)

yapılışı:

ilk başta french pressimizi ısıtmamız gerekiyor bu sebeple öncelikle kaynar suyumuzu boş french presse dolduruyoruz.

1 dakika bekledikten sonra french pressin içindeki suyu boşaltıyoruz.

iki çorba kaşığı kahvemizi ekliyoruz.

kaynar suyumuzun kaynadıktan sonra 1 dakika bekletilmesi gerekmekte aksi halde kahvemiz yanar ve kömür gibi bir tadı olur.

kahvemizin üzerine suyumuzu yavaşça gezdirerek döküyoruz.

şimdi kahvenin en önemli kısmına geldik: demleme aşaması.

demleme süreniz kahvenizin içimini belirler. yumuşak içimli bir kahve istiyorsanız 4-5 dakika, ortami içimli bir kahve istiyorsanız 5-6 dakika; sert içimli bir kahve istiyorsanız 6-7 dakika demlemeniz gerekmekte.

ben yumuşak içimli sevdiği için 4-5 dakika aralığında bırakıyorum demleme süresini.
devamını gör...

doğal kaynak

doğal süreçler sonucu oluşmuş olan, malların ve hizmetlerin üretimi için gerekli olan kaynaklardır.

tükenebilirlik durumlarına göre üçe ayrılırlar:

1) tükenmeyen (yenilenebilir) doğal kaynaklar:

güneş, rüzgar, su, dalga gibi kaynaklardır.

bu türden doğal kaynaklar adından da anlaşılacağı üzere doğal koşullar altında sürekli var olan doğal kaynaklardır.

güneş enerjisi, güneş panelleri vasıtasıyla elde edilir ve su ısıtmaktan elektrik üretimine kadar birçok alanda kullanılır.

rüzgar enerjisi ise yine adından anlaşılacağı üzere rüzgar yoluyla elde edilen bir yenilenebilir enerji çeşididir. devasa boyuttaki rüzgar pervaneleri yardımıyla elde edilir.

su ve dalga enerjisi ise genellikle hidroelektrik santrallerinde elektrik üretmek amacıyla kullanılan enerjilerdir.


2) belirli koşullar altında tükenmeyen doğal kaynaklar:

toprak, hayvanlar, orman, hava ve jeotermal enerji gibi kaynaklardır.

bu doğal kaynaklar da adından da anlaşılacağı üzere belirli koşullar var olduğu sürece tükenmez.


3) tükenebilen (yenilenemeyen) doğal kaynaklar:

madenler, kömür, petrol ve doğalgaz gibi kaynaklardır.

bu doğal kaynaklar ise yine adından da anlaşılacağı üzere eninde sonunda tükenir. bu kaynakların kullanımı doğaya çok fazla zarar vermektedir.

bu kaynakların yerine yenilenebilen doğal kaynakların kullanımı tavsiye edilmektedir.
devamını gör...

asya hun imparatorluğu

merhabalar sevgili yazarlar.

şimdi yazacağım şeylerin bazıları belki üstteki arkadaşlarım tarafından yazılmış olabilir lakin ben bu tanımımda özellikle benim gibi yükseköğretim kurumları sınavı'na girecek olan arkadaşlarıma yönelik, fazla detay içermeyen bilgiler paylaşmak istiyorum. bilgileri çeşitli kaynaklardan topladığım için kaynak olarak ''tarih notlarım'' yazacağım.

büyük hun devleti olarak da bilinen asya hun devleti, bilinen ilk türk devletidir.

ilk hükümdarı teoman’dır.

teoman’dan sonra tahta geçen oğlu mete han, asya hun devleti’ne en parlak dönemini yaşatmıştır.

mete han, tüm türkleri tek çatı altında toplayan ilk türk hükümdarıdır.

devlete en parlak dönemini yaşatan mete han, aynı zamanda vatan sevgisinden bahseden ilk hükümdardır.

mete han, askeri alanda teşkilatlanmada önemli işler yapmıştır, ‘’onlu sistem’’ olarak bilinen askeri teşkilatlanma sistemini oluşturmuştur.

bu askeri teşkilatlanmayı oluşturması sebebiyle mete han’ın tahta geçiş tarihi olan mö 209 tarihi, türk kara kuvvetleri’nin kuruluş yılı olarak kabul edilmektedir.

mete han döneminde çin ile birçok savaş yapılmıştır ancak çin toprakları ele geçirilmemiş ve bu bölgelere türkler yerleştirilmemiştir. mete han’ın bunu yapmasındaki amaç, tüklerin çinlilerden etkilenmemelerini, asimile olmamalarını sağlamaktır.

devlete en parlak dönemini yaşatan mete han’ın ölümünden sonra hohanyeh-çiçi mücadelesi başlamıştır.

hohanyeh, çin’e bağlanmak istemiş ancak çiçi bu isteğe karşı çıkmıştır.

bu özelliğiyle çiçi, ilk türk milliyetçisi olarak kabul edilmektedir.

ancak çin’in desteğini alan hohanyeh, mücadeleyi kazanmış ve devlet ikiye bölünmüştür.

not: kiok döneminde çinli prenseslerle evlenme geleneği başlamıştır.
devamını gör...

hazar devleti

merhabalar sevgili yazarlar.

şimdi yazacağım şeylerin bazıları belki üstteki arkadaşlarım tarafından yazılmış olabilir lakin ben bu tanımımda özellikle benim gibi yükseköğretim kurumları sınavı'na girecek olan arkadaşlarıma yönelik, fazla detay içermeyen bilgiler paylaşmak istiyorum. bilgileri çeşitli kaynaklardan topladığım için kaynak olarak ''tarih notlarım'' yazacağım.

sabarların devamı olarak bilinen hazarlar, önceleri karadeniz’in kuzeyi ile kafkaslar arasında 1. göktürk devleti’ne bağlı olarak yaşamışlardır.

bu devletin yıkılmasıyla 630 yılında hazar kağanlığı’nı kurmuşlardır.

göktürkler ile aynı soydan gelmektedirler.

bizans, sasani ve araplarla ilişkiler kurmuşlar; bizans- sasani savaşlarında bizans devleti’ni destekleyerek sasani devleti’nin zayıflamasında ve yıkılmasında etkili olmuşlardır.

üçüncü halife hz. osman dönemi’nde araplarlarla savaşmışlar ve arapları yenilgiye uğratmışlardır. arapları yenilgiye uğratmalarrı sonucu islamiyet’in kafkasya bölgesinde yayılmasını engellemişlerdir.

işlek ticaret bölgelerinin merkezlerinde yer almaları hazarların ekonomik ve siyasi açıdan güçlenmesini sağlamıştır.

diğer dinlere mensup insanlar ile kurdukları ilişkiler sonucu ülkelerinde hristiyanlık, museveilik ve islamiyet dinleri yayılan hazarlar; musevilik dinini benimseyen ilk türk devleti olma özelliine sahiptirler.

dinlere karşı oldukça hoşgörülüdürler hatta halkın farklı dinlere bağlı insanları arasındaki davalara iki müslüman, iki musevi, iki hristiyan ve bir şamanist’ten oluşan yedi kişilik hakimler kurulu bakmıştır.

oldukça güçlü orduya sahip olduklarından dolayı 7. ve 9. yüzyıllar arasında bulundukları bölgede huzuru, barışı ve güvenliği sağladıkları için bu dönem ‘’hazar barış çağı’’ olarak adlandırılmıştır.

rusların devlet teşkilatlanmalarında ve ordu teşkilatlanmalarında etkili olmuşlardır.

10. yüzyılda peçenek akınlarıyla zayıflamışlar ve rus knezliği tarafından yıkılmışlardır.

edit: ayrıca hazarlar, ordularında paralı asker bulunduran ilk türk devletidir.


edit: sayın is düşüm'ün uyarısı üzerine "diğer dinlerle kurdukları ilişkiler" ifadesi değiştirildi.
devamını gör...

avarlar

merhabalar sevgili yazarlar.

şimdi yazacağım şeylerin bazıları belki üstteki arkadaşlarım tarafından yazılmış olabilir lakin ben bu tanımımda özellikle benim gibi yükseköğretim kurumları sınavı'na girecek olan arkadaşlarıma yönelik, fazla detay içermeyen bilgiler paylaşmak istiyorum. bilgileri çeşitli kaynaklardan topladığım için kaynak olarak ''tarih notlarım'' yazacağım.

asya kıtası'nda orta asya çevresinde; avrupa kıtası'nda ise büyük macaristan ovası olarak bilinen bölgede devlet kurmuş olan avarlar, çinliler tarafından juan-juan olarak bilinirler.

avarlar, hem asya kıtasında hem de avrupa kıtasında devlet kurmuşlardır.

4. yüzyılın sonlarına doğru orta asya'da bir devlet kurmuşlar ancak bu devlet 552 yılında göktürkler tarafından yıkılmıştır.

devletleri yıkılan avarlar'ın büyük bir kısmı batıya göç etmişler ve karadeniz'in kuzeyinden orta avrupa'ya gelmişler ve burada ''büyük macaristan ovası'' olarak bilinen bölgede devlet kurmuşlardır. iki kıtada devlet kurma mevzusu budur.

avrupa kıtası'nda kurdukları devlet de frank saldırıları sonucunda yıkılmıştır.

üzengiyi avrupa kıtasına taşıyan türk devletidir.

istanbul'u ilk kez kuşatan türk devleti olan avarlar, toplamda iki kez istanbul'u kuşatmışlardır ancak bu kuşatmalarında başarılı olamamışlardır.

hristiyan olan ilk türk devleti avarlardır.

rusları ve slavları teşkilatlanma ve ordu alanlarında etkilemişlerdir.
devamını gör...

uygur devleti

merhabalar sevgili yazarlar.

şimdi yazacağım şeylerin bazıları belki üstteki arkadaşlarım tarafından yazılmış olabilir lakin ben bu tanımımda özellikle benim gibi yükseköğretim kurumları sınavı'na girecek olan arkadaşlarıma yönelik, fazla detay içermeyen bilgiler paylaşmak istiyorum. bilgileri çeşitli kaynaklardan topladığım için kaynak olarak ''tarih notlarım'' yazacağım.


uygurlar, en önemli türk devletlerinden biridir, birçok alanda ilkleri gerçekleştirmişlerdir.

2. göktürk (köktürk) devletini karluk ve basmil boylarıyla birleşerek yıkmışlar ve 744 yılında kutluk bile kül kağan önderliğinde, karabalasagun merkezli olarak kurulmuşlardır.

en parlak dönemleri moyen çor dönemidir.

bagü kağan döneminde maniheizm dinini kabul etmişlerdir. maniheizm (mani) dinini kabul etmeleri, uygurların zayıflamasında en önemli etkenlerden biridir.

yerleşik yaşama geçen ilk türk devleti olan uygurlar diğer türk devletlerine nazaran tarımla daha fazla uğraşmışlardır.

aynı zamanda ticaretle de uğraşmışlardır. orta asya bölgesindeki önemli ticaret yolları üzerinde bulunduklarından dolayı ekonomik olarak oldukça gelişmişlerdir.

kağıdı, kalemi, mürekkebi ve matbaayı kullanan ilk türk devleti uygurlardır.

kütüphane açan ilk türk devleti uygurlardır.

uygurların kendilerine ait olan bir alfabeleri vardır.

uygurlar, moğolların türkleşmesinde etkili olmuşlardır.

edebi yönden de gelişmiş olan uygurlar, göç destanı'nın ve türeyiş destanı'nın sahibidirler.

askeri yönden diğer türk devletlerine göre daha zayıf olan uygur devleti, 840 yılında kırgızlar tarafından yıkılmışlardır.

devletlerinin yıkılışından sonra başka bölgelere göç etmişler ve bu bölgelerde sarı (kansu) uygur devleti'ni ve turfan uygur devleti'ni kurmuşlardır.
devamını gör...

türk

çok çeşitli anlamlara geldiği düşünülen, onlarca bilim insanının farklı anlamlar yüklediği türk sözcüğü, günümüzde ''güç, kuvvet'' anlamına gelecek şekilde kullanıllmaktadır. bazı bilim insanlarının ''türk'' sözcüğünün anlamı için ileri sürdüğü görüşler şunlardır;

macar asıllı türkolog arminius wambery'e göre ''türemek'' fillinden gelen bir sözcüktür.

alman asıllı türkolog gerhard doerfer'e göre ise ''devlete bağlı olan halk'' anlamına gelen bir sözcüktür.

''türk milliyetçiliğinin babası'' olarak bilinen aynı zamanda bir toplum bilimci ve siyasetçi olan, ulu önder gazi mustafa kemal atatürk'ün ''fikir babam'' dediği ziya gökalp'e göre ise ''töreli, nizam sahibi, kanun sahibi'' anlamına gelir türk sözcüğü.

türkçenin bilinen en eski sözlüğünün yazarı olan kaşgarlı mahmut'a göre ise türk sözcüğü ''olgunluk çağı'' anlamlarına gelir.

''türk'' sözcüğünün bir devlet ismi olarak kullanılması ise göktürkler zamanında gerçekleşmiş bir olaydır.

biraz da türklerin ana yurtları ve yetiştikleri coğrafi koşullar hakkında yazmak istiyorum.

türklerin bilinen ilk ana yurdu, türkistan olarak da bilinen ''orta asya'' bölgesidir.

orta asya denilen bu bölge, adından da anlaşılacağı gibi asya kıtasının ortasında yer alır.

bu bölge doğuda kingan dağları, batıda hazar denizi, kuzeyde sibirya ve güneyde hindikuş ve karanlık dağları ile çevrilidir.

türklerin bu bölge çevresinde hazar denizi ile ural-altay dağları arasında yoğun olarak yaşadığı bilinmektedir.

bu bölgede iklim tipi olarak karasal iklim hüküm sürmekteyken, bu iklime bağlı olarak yetişen bozkırlar, bu bölgenin bitki örtüsünü oluşturur.
devamını gör...

kağıt uçak

kernel panic isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.

yapması da oynaması da keyifli olan, herkesin yapmayı beceremediği uçaklardır.

ben de kağıttan uçak yapmayı beceremeyen kısımdanım.

arkadaşlarım çok güzel yapar ve uçururlardı ancak ben yapamazdım.

eğer isteyen varsa intenette kağıttan uçak yapımı ile ilgili videolar var.
devamını gör...

kullanılabilir karma puanı

son samuray isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.

kafa sözlük yazarlarının kullanılabilir (harcandıktan sonra kalan toplam) karma puanlarını gösteren yerdir.

ulaşmak için kafa store'a göz atabilirsiniz.
devamını gör...

taner

sayın peneus'un ukdesi.

sözlükte ''şafak vakti gibi aydınlık, güçlü kimse.'' anlamına gelen sözcüktür.

aynı zamanda bir erkek ismidir.
devamını gör...

amele yanığı

(bkz: hepdeğişiyor) isimli yazar arkadaşımızın ukdesi.

uzun bir süre güneş altında kıyafetlerinizle kaldığınızda kıyafet korumasında olan bölgelerin beyaz, vücudun diğer bölgelerinin ise başlarda kırmızımsı bir renge büründüğü, daha sonra bronzlaştığı yanıktır.

ilk birkaç gün kırmızı olan yerlere dokunmak ölümden beterdir, acayip can yakar.

acısını azaltmak için yoğurt sürülmesi tavsiye edilir ama nafiledir, başa gelen çekilecektir.

bir diğer tavsiye ise güneşe çıkılmadan önce güneş kremi sürülmesidir, bu biraz daha etkili olmaktadır.

eğer kişi birkaç gün dayanabilirse o kırmızı yerleri patates gibi soymanın zevkine ulaşacaktır.

dayanıklı değilse o birkaç gün neredeyse yıl gibi gelecektir.

ben de daha çocuklen denize, havuza girdiğim zaman veya güneşin altında uzun süre kaldığım zaman sık sık olurdu hatta şöyle diyeyim alışana kadar canım çıkardı. ama insan het şeye alıştığı gibi bunada alışıyor sevgişi yazarlar. mesela ben birkaç yaz sonra alıştım bu lanet duruma. artık güneşin altında ne kadar kalırsam kalayım ne vücudumda amele yanığı oluyor ne de bir süre sonra vücudumda patates gibi soymak için deri kalkması oluyor.
devamını gör...
devamı...
online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.