sen kelimesinin karşılığı, biz kelimesinin yancısı.

puşttur, sevmem..

(bkz: ego)
devamını gör...
vücudun hemen her yerinde görülebilecek, genelde genetik siyah noktacık.
devamını gör...
beni beni bihterini.

neden bilmiyorum bu geldi aklıma, affedin.
devamını gör...
en gerçekçi bakışla evet, ben egodur. çünkü o gerçektir. çünkü öz'de ben'den başka bir şey yoktur. sonradan oluşan biz gibi eklemeler olsa olsa gerçeğin bir çeşit süsü falandır.
devamını gör...
vücudun dışarı attığı parça. iyi bir şey olsa vücut niye atsın dışarıya, alır içine.
buradan da anlaşılacağı üzre kötüdür, evet.
devamını gör...
meğer bir sürü anlamı varmış. çoğu doğuştan, tende bulunan ufak, koyu renkli leke veya kabartı.
en çok üzümde görülen olgunlaşma belirtisi.
saçta, sakalda beliren beyazlık.
olta veya tuzağa konulan yem.
kuşun yavrusuna taşıdığıyem.
tekil birinci kişiyi gösteren zamir.
kişiyi öbür varlıklardan ayıran bilinç.
bir kimsenin kişiliğini oluşturan temel öge, ego.
devamını gör...
aynada oldukça çirkin gözüken kelime. ben kimsin derler insana.
devamını gör...
birinci tekil kişi.
devamını gör...
hayattaki en önemli şeydir, ben diyebilmek ve ben'in sınırlarını keşfedebilmek, tohum içinde ormanı taşır, ben olmazsan biz olmasın, o olur sandığın şey sadece ben'in tamamlanma ihtiyacıdır ki, en fazla yarım yamalak eksik iki adet ben yaratır....

not: felsefe ciddi iştir, şık cümlelerden ziyade objektif akıl, bol okuma, tartma ve okuduklarından yeni anlamlar üretmeyle mümkün olur... özetle ben'i olmayan'ın biz'i eksik, yarım, komik ama tamamlanamayacak bir suretten ibarettir.
devamını gör...
10.
”ben sokaktaki kara bayraklı 17 yaşındaki punk'ım, ben hayvan hakları mitinglerindeki orta yaşlı kadınım, ben protokole tabii bir kokteylde, devlet erkanına, bürokrasiye şık cümlelerle ayağındaki 18 poudluk stilettoyla, kurallarını kıçlarına sokmalarını şık ama keskin cümlelerle söyleyen kadınım, ben öğrenciyim, ben kadınım, erkeğim, kırmızı göz makyajlı lgbt üyesiyim barikatın ardında cılız kollarımla yerinden söktüğüm bir kepengi taşırken, erkek arkadaşımın dudaklarından öpüyorum, ben evinde çocuğuna yemek yapıp onu annesine emanet edip giden ilkokul mezunu tekstil işçisi sosyalistim. ben, biz'im.”
devamını gör...
11.
'biz' olmak ne kadar romantik görünse de her zaman bir yerlerde sağlam bir şekilde saklanması gerekendir. varlığındır, temelindir, bizi nasıl taşıyacağının da göstergesidir. üstelik bize kattığın anlamdır ben. ona ne vereceğin, nasıl güzelleştireceğindir.

dünya ben olamadıkları için hiç olan insanlarla doluyken, bir köşeye atılmaması gerekendir.
devamını gör...
12.
belirdiği yere göre insana güzellik veyahut çirkinlik katan cilt lekesi.

(bkz: tülin şahin)

(bkz: izzet altınmeşe)
devamını gör...
13.
nevüs. melanosit hücrelerinin oluşturduğu melanin pigmenti kaynaklı konjenital veya edinsel ortaya çıkabilen halk arasında ben olarak adlandırılan kişinin ten renginden daha koyu olan boyutu, şekli ,sayısının önemli olduğu aksi halde patalojik olabilecek olup takip edilmesi gereken oluşumdur.
devamını gör...
14.
“fakat ne çıkardı? hangi meseleyi hallederdi? sadece talihin hediye ettiği bu üç günü, bir başka mesele ile daha zehirlemekten başka hiçbir işe yaramazdı. en iyisi düşünmemekti. kaçmaktı. kendi içime kaçmak. fakat bir içim var mıydı? hattâ ben var mıydım? ben dediğim şey, bir yığın ihtiyaç, azap ve korku idi.”

ahmet hamdi tanpınar/saatleri ayarlama enstitüsü
devamını gör...
15.
michael jackson'ın 1972'de çıkartmış olduğu ikinci solo albümünün ismi ve aynı isimli ilk şarkısıdır.
devamını gör...
16.
ben,(et beni) bir zamanların bir güzellik nişanesi. beni olmayan genç kızlar, bir çeşit zamktan yapılan suni benleri yüzlerine yapıştırırlardı.
devamını gör...
ingilizcesi : i
almancası : ich
fransızcası : je
italyancası : io
ispanyolcası : yo
devamını gör...
vücuttaki siyah leke.
devamını gör...
dilimizdeki en geniş sözcük.
'ben' dedikten sonra artık başkasısın.
devamını gör...
tarih: "yuvam" diye benimsediğim, tek katlı evimin bahçesindeki nar ağacının altında, saçlarımın eylül güneşi koktuğu magenta yılların ilki.* aslanağızları, karanfiller arasındaki cennetten bu köşede saatlerimi geçiriyorum. ağaç gövdesine çaktığım hiç biri aynı olmayan sekiz-dokuz çivide, şekerlemelerden çıkan bir parmak (yetişkin parmağı) uzunluğunda plastik kılıçlarım asılı. dizlerimin tuzunu yalaya yalaya, karıncalarımın, onlara bahşettiğim yiyecekleri yavaş yavaş yuvalarına götürmelerini izliyorum. yiyecek aramaya çıkan karıncalarım yuvadan fazla uzaklaşmadan çocuklarına kavuşabilsinler böylece. böyle de merhametliyim. gavur hayvanlar da var elbette. mesela kurbağalar, karasinekler, civciv katili kediler... neyse bunlar gereksiz ayrıntı.

mahallenin çocuklarıyla pek takılmıyorum. mizantrop değilim halbuki. sadece dilsiz hayvanları, iki bacağı üzerinde yürüyen, vücudu kıllarla kaplı olmayan, dilleri kırıcı hayvanlara tercih ediyorum. biri hariç; murat abi'm. o da çocuk aklıyla okulda öğrendiklerini bana öğretiyor. ilk öğrettiği yüze kadar saymak... hayatımda büyük öneme sahip bu kocaman çocuk. bu hikayede ona da yer yok ama.

karıncalarıma bir kaç sinek ölüsü ve iki kesme şeker bıraktıktan sonra her merhametli tanrının yapacağı gibi onları kendi hallerine bırakıyorum. evimin önündeki sulama kanalında bir kaç taş kaydırırken gaipten bir ses duyuyorum. ses bütün yönlerden geliyor. derin erkek sesi adımı ünlüyor.
-mert! meeeerrrt!!!!
korkuyorum.
-mert! gözlerine bak!
+gözlerime nasıl bakayım? o ne demek ki?
-kapat bakalım gözlerini.
gözlerimi kapatıyorum. başıma kocaman bir el değiyor. gözlerimi açıyorum. karşımda çok tanıdık bir yüz. upuzun bir adam, esmer... sağ kaşının üzerinde bir yara izi var, aynı benimki. (itoğlu it kancık mehmet attıydı o taşı.) amcadan korkmuyorum. mahallede kimseden korkmuyorum zaten. amca dizlerinin üzerine çöküyor, yüzlerimiz aynı hizada. aynaya bakıyorum sanki.
-mert! seni çok üzecekler, seni kandıracaklar, sana "kanma be oğlum" desem de biliyorum ki faydası yok. kanacaksın, aldatılacaksın. çocuk! sen aldatma, kandırma. kimsenin seni sevmediğini düşündüğün zamanlar gelecek. merak etme, seni seviyorlar.

bir nefes alış-verişi sürede gözlerimi açıyorum. amcanın elinin sıcaklığı hâlâ başımda. amca gitmiş. ağlayan o amcayken benim gözlerim ıslanmış, hayret.

amcanın zamanı yetmiyor, sebebini ben ezelden biliyorum. onun sadece bir nefeslik zamanı var. bunları o demedi ama biliyorum. zaten var ya amcayı, şeker verdiğim karıncaların kralı (aslında kraliçesi) göndermiş ve demiş ki, söyle mert'e hep böyle merhametli olsun. karıncayiyenlere karşı bile. sivrisinekleri onun yargısına bırkıyorum. şimdi geriye dön ve ona nasihat et.
devamını gör...
Bu başlığa tanım girmek için olabilirsiniz.

"ben" ile benzer başlıklar

online yazar listesini görmek için lütfen giriş yapın.